DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM -2 “VİETNAM HALK SAVAŞI”

DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM -1
18 January 2019
DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM -3 “SAVAŞTAKİ AMERİKA”
10 April 2019

DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM -2 “VİETNAM HALK SAVAŞI”

 

Vietnam Halk Savaşı; Amerikan Ordusu ile Vietnam Halk Ordusu arasında yaklaşık 20 yıl süren kanlı muharebenin adıdır. Vietnam'da gerçekleşecek komünist bir devrimin domino etkisi göstererek tüm Asya coğrafyasını etkileyeceği, Güney Asya'nın kızıllaşmasının "medeni" dünyayı tehdit altında bırakacağı endişesiyle, toplamı 2 milyonu bulan Amerikalı Vietnam'a gönderildi. Vietnam operasyonu için Avrupa'dan beklediği desteği bulamayan ABD'ye; Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore, Tayland ve Filipinler asker göndererek destek oldular. İngiltere bu işe baştan bulaşmamayı tercih etti. İki büyük birader olan Çin ve Sovyetler ise, aralarında başlayan ideolojik çatışmaya rağmen Vietnam'a askeri destekte bulunmayı sürdürdüler.

Vietnam ülkesini ikiye ayıran 17. paralelin kuzeyinde kurulan düzenli ordu "Vietnam Halk Ordusu" ismini alırken, Fransız savaşından sonra güney Vietnam'da kurulan Amerika destekli kukla devletin sınırlarında kalıp örgütlenen Komünist Parti'nin gerilla organizasyonu ise Ulusal Özgürlük Cephesi, yani nam-ı diğer "Vietkong" adını aldı. Ömrünü Vietnam'ın özgürlüğüne adamış Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri Ho Chi Minh ve akademik anlamda bir eğitimi olmamasına rağmen askeri bir deha sayılan General Giap'ın savaş tarihine geçecek olan taktiklerini bu yazıda detaylı olarak ele alacağız

Teyit edilmemekle birlikte; Pentagon'da tüm savaş verilerinin girildiği bir bilgasayar algoritmasının, üç gün boyunca çalıştırılıp savaşı 1965'te Amerika'nın kazandığı sonucuna ulaştığına dair bir efsane mevcut. Bilgasayarın hesaba katmadığı şey, Vietnam halkının asla kırılamayan savaşma azmi olsa gerek.

Vietnam halk savaşında devrimci teori üç etaptan oluşuyordu: Organizasyon, ajitasyon ve ayaklanma. Ho Chi Minh'in "Acınızı eyleme dönüştürün" çağrısını bir ajitasyon ve propoganda çalışmasına dönüştüren Vietkong, Güney Vietnam kırsalının %70'ini elinde tutmayı başardı. CIA'nın istihbarat savaşına rağmen Vietkong organizasyonu çökertilemedi. Gerilla, halk arasında çok iyi gizleniyordu. Bildiriler, talimatlar ve tüm önemli notlar köylüler tarafından tarım aletlerinin içine istiflenip taşınıyor, silahlar mahsüllerin içine saklanıyor, halk 7'den 70'e yeraltı örgütü için çalışıyordu. Vietkong istihbarat şefleri kimi zaman yaşlı bir çiftçi görünümünde pirinç ekiyor, kimi zaman nehirlerde sazlıkların arasında sıradan bir balıkçı gibi gizlenip, kanosunun üzerinde gelecek raporları bekliyordu.

Çiftçiler gibi siyah pijama ve araç lastiklerinden yapılma sandaletler giyip, geleneksel siyah-beyaz fularlar kuşanan Vietkong gerillalarını, ellerinde AK-47 olmadığı sürece sıradan halktan ayırmak güçtü. Aylık iki dolar olan maaşları, komutanlarına Kamboçya tarafında kurulan marketten sigara ve diş macunu sipariş etmeye ancak yetiyordu. Suyunu bile yurtdışından getiren Amerikan ordusuna karşı günde iki kez soğuk pirinç lapası yiyerek savaştılar. Bir tavuğu 30 asker paylaşmak zorundaydı. Açlıkla başetmek için köpek, kaplan, fil, tarla faresi gibi hayvanları avlayıp yiyorlardı. Cangıllardaki onlarca zehirli yılan türü, açık sandaletlerle yürüyen gerillalar için tehdit oluşturuyordu. Günlerce boğazından et geçmeyen aç gerillalar da zehirli yılanlar için...

 

 
 

 
 
 

Vietnam Halk Ordusu'nun başında bulunan Võ Nguyên Giáp, savaş sanatları ustası Sun Tzu 'nun öğretilerine ve Napolyon'un askeri dehasına hayrandı. "Düşmana, onu kemerinden kavrayacak kadar yakın olun" diyordu askerlerine. Muharebelerde hava desteği çağırıp orantısız silah gücüyle üstünlük kurmaya çalışan Amerikalıların planını bozmanın tek yöntemi onlara yakın dövüşmekti. Böylece düşman, hava bombardımanı riskini göze alamayacaktı. Vietnam'ın sık ormanları gizlenmeye olanak veriyordu. General Giap, muharebenin aslında bir gizlilik ve aldatma savaşı olduğunu Sun Tzu'dan öğrenmişti. Her biri birer kamuflaj ustası olan Vietkong savaşçılarının nefesi her an düşmanın ensesindeydi. Tünellerde saklanıp, pusu atıp, yeniden tünellere dönen Vietkong; bir görünüp bir kaybolan hayalet bir ordu gibi savaşıyor, sahada düşmanın cesaretini kırıyordu. Çatışma alanlarını %80 Vietkong seçiyordu. Pusular ve bubi tuzakları Yankee'lerin kabusuydu. Uçları sivriltilmiş bambulardan yapılmış bubi tuzakları, Moğol işgalinden bu yana Vietnamlıların kullandığı geleneksel bir yöntemdi. Çeşitli isimler taktıkları farklı türde tuzaklar, tam 10.000 Amerikan askerini uzuvlarından etti. Enfeksiyon yapması için bambuların uçlarına insan dışkısı sürülüyordu. Tuzaklarda amaç düşmanı yaralayarak birden fazla askeri savaştan düşürmekti. Böylelikle arkadaşlarını kurtarmaya gelecek diğer askerler ve helikopterler de pusuya düşürülüyordu. Helikopterlerin iniş yapabileceği düz arazilere sivri bambular dikilip, iniş yapmaları ve asker indirmeleri engelleniyordu. Vietnam savaşının sembolü; dönemin en yüksek teknoloji ürünü olan Bell UH-1 helikopterlerinin karşısında Bambu dallarıyla direnmek; Vietnam direnişini özetler nitelikte.

 

 
 
 

Vietkong, 63'te Çin ve Sovyetlerden AK-47 silah yardımı gelinceye kadar, düşmana karşı kendi el yapımı tüfekleri ile savaştı. Doğa koşullarına oldukça dayanıklı ve hafif olan AK-47(Kalaşnikof) gerilla savaşı için biçilmiş kaftandı. Tozdan, kirden, nemden etkilenmiyor, düşmanın M-16'ları gibi tutukluk yapmıyor, tünellerde rahatça taşınabiliyordu. Irksal olarak kısa boylu ve zayıf olan Vietnamlılar, bu özelliklerini iri ve hantal Amerikalıların karşısında avantaja çevirdiler. Amerikalı askerlere göre çok daha seri hareket edebiliyor, sadece kendilerinin geçebilecekleri tünellerden ilerleyerek, kolaylıkla kendilerini kamufle edip düşmana ani pusular atıyorlardı. Ayrıca Amerikan denizcilerinin ağızlarından düşürmedikleri sigaraları, ormanda çok fazla iz bırakması sebebiyle Vietkong sniperları tarafından avlanmalarına neden oluyordu. Vietkong, savaşçılığı ile düşmanın dahi saygısını kazanmış bir orduydu.

"Hava bombardımanıyla onları taş devrine döndürücez" açıklamasını yapan ABD, 2. dünya savaşında yaptığı bombardımanın üç katını Güneydoğu Asya'yadaki savaşta gerçekleştirdi. Atılan bombaların %15'i infilak etmiyor, bu bombalar yalnızca bir ya da iki kişinin katıldığı riskli bir işlemle kesilip, içlerindeki barutları toplanarak mayın ve top mermisi yapılıp yeniden Amerikalılara iade ediliyordu. Bombaların metal kısımları da kesilip, sivriltilip bubi tuzaklarında kullanıldı. Yoksul Vietnam, savaşta eline geçen hiç bir malzemeyi ziyan etmeden silaha dönüştürdü.

Vietnam Halk Savaşı, karada cangıllarda sürdüğü kadar gökyüzünde bulutların arasında da sürmekteydi. MiG-21 adlı Sovyet üretimi avcı uçakları, Sovyetler'de eğitim görmüş Vietnamlı pilotlarıyla Amerikan hava saldırılarına karşı kahramanca göğüs gerdi. 65-68 arası girilen 268 muharebede 244 ABD ve Güney Vietnam uçağı düşürüldü, buna karşı 85 MiG-21 kaybedildi. MiG-21'ler Güney Vietnam'daki operasyonlara katılmadılar. Savunma amaçlı olarak savaş boyunca Kuzey Vietnam semalarını korudular.

Halk savaşları her daim kadınların kahramanlıklarına sahne olmuştur. Kadınlar cephe gerisinde, istihbarat akışında, istihkam yollarında olduğu kadar Güney Vietnam'daki gerilla hareketinde, muharebelerde de erkeklerle birlikte dövüştüler. En büyük kahramanlığı ise Ho Chi Minh Trail (Ho Chi Minh Yolu) üzerindeki fedakarlıkları ile gösterdiler.

İnsanlığın Büyük Eserlerinden : Ho Chi Minh Trail

Kuzey Vietnam'dan güneyde kukla devlete karşı savaşan gerillalara yardım taşınan stratejik lojistik yolu olan Ho Chi Minh Trail (Ho Chi Minh Yolu), Vietnam halk savaşının en önemli olaylarından biridir. Resmi adı 559. Bölük olan birime, Amerikalılar "Ho Chi Minh Trail" ismini verdiler. Savaşın ilk yıllarında botlarla deniz üzerinden güneye gönderilen lojistik, Güney Vietnam ve Amerikan deniz birimlerinin denetimleri arttırması sebebi ile orman yolu üzerinden gönderilmeye başlandı. Kuzey Vietnam'dan yola çıkan mühimmat, silah, gıda ve medikal malzemeler, balta girmemiş Laos ormanları üzerinden Kamboçya'ya, Kamboçya'dan ise ormanlar ve tüneller aracılığıyla gizlice Güney Vietnam'daki Vietkong birliklerine ulaştırılıyordu. 1959'da başlayan stratejik ikmal yolunu planlayan isim General Giap'tı. İkmal yolunu geç de olsa öğrenen ABD, B-52 bombardıman uçaklarıyla yolu, gece gündüz bombaladı. Sadece Laos'a bırakılan bomba 3 milyon tondu (ABD'nin ikinci dünya savaşında Avrupa ve Pasifikte kullandığı bomba tonajından daha fazla. Laos dünya üzerinde metrekaresine en fazla bomba düşen ülkedir). Ho Chi Minh yolu Giap'ın zekası ve Vietnam halkının çalışkanlığı ve inatçılığı ile inşa edilmiş bir mühendislik örneğiydi. 1965'te "Operation Rolling Thunder" adlı hava operasyonu ile başlayan ABD hava saldırıları, Ho Chi Minh Yolu'nu durdurmak bi yana, yavaşlatamadı bile. Vietnam halkının bu azmi, Amerikan savaş pilotlarının sinirlerini bozarken, bir yandan da onların saygısını kazandı. "Yanlış tarafta savaştığımızı düşünmeye başladım. Bu adamlarla yan yana savaşa girmek isterdim" şeklinde duygularını ifade ediyor bir Vietnam gazisi savaş pilotu.

 

 
 

 
 
 

Kuzeyden güneye uzanan 19.300 km uzunluğundaki keçi yolu, 2500 metreyi bulan tepeleri ve nehirlerleri ile çok zorlu bir rotaydı. Çoğunluğu kadınlardan oluşan 230.000 genç insan, bir yandan vahşi doğanın zorlukları; yılan, sülük, sıtma hastalığı gibi belalarla uğraşırken, bir yandan da Amerikan B-52 uçaklarının bombardımanlarından canlarını kurtarmaya çalışıyorlardı. 20.000 gönüllü mühendis ve işçi bu yolda canını verdi. Yol üzerine 72 tane mezarlık yapılıp, Ho Chi Minh yolunda düşenler bu mezarlıklara defnedildi.

İkmal malzemeleri bisikletlerle, iyi kamufle edilmiş kamyonlarla, hatta zaman zaman fillerle taşınıyordu. Tanesi 5 dolar etmeyecek 10 adet bisiklet, bir tane helikopterin taşıyabileceği yükü taşıyabiliyordu. Tarih tekerrür etmişti. Anadolu'daki milli mücadelede; İstanbul'dan binbir zorlukla kaçırılıp Karadeniz üzerinden takalarla İnegöl'e getirilen mühimmat, cefakar kadınların omuzlarında Ankara önlerindeki cepheye taşınmış, emperyalizme karşı zafer bu fedakarlıklarla kazanılmıştı. Şimdi farklı bir coğrafyada yeniden, kadınlar sırtlarına yükledikleri bombalarla emperyalizmin mezarını kazıyorlardı.

Ardı arkası kesilmeyen bombardımanlar durduğu anda halk, karınca gibi çalışıp, bombaların açtığı kraterleri toprakla doldurup kamyonlar için yolu düzlüyordu. Kamyon şoförlerinin çoğu kadındı. Gece karanlıkta (artık yolu ezberledikleri için) çok ufak ışıklarla ilerleniyor, gün aydınlanıncaya kadar sevkiyat bitirilmeye çalışılıyordu. Çünkü gün ışığıyla birlikte Amerikan uçakları bombardımana başlıyordu. Ho Chi Minh Trail savaş tarihinin en kitlesel direnişiydi; uçaklara, bombalara karşı insan iradesinin kazandığı bir zaferdi.

Kuzeyden cepheye gönderilen yeni askerler, yol üzerinde güneydeki cephelerden kuzeye tedavi için gönderilen ağır yaralılar ile karşılaşıyordu. Yaralıları gören askerler dehşete kapılıyor; aralarında manzara karşısında cesareti kırılıp köyüne kaçanlar oluyordu. Yaralı askerler yenilere "güneyde her türlü zevki tadacaksınız" diyerek savaşın dehşetini anlatmaya çalışıyordu.

Ho Chi Minh yolundaki sevkiyatı durduramayan Pentagon, hedefleri tespit etmek maksadıyla çeşitli teknikler denedi. Denizaltılardaki sonar sistemi modifiye ederek, hazırladıkları sensörleri uçaklardan araziye bırakıp, ormanlardaki insan ve araç hareketliliğini takip ederek daha isabetli atışlar yapmayı hedeflediler. Dahili bataryası ve anteni olan, sivri bir aparatla havadan bırakılıp çalılıklara yerleştirilen sensörler, insan yerine su bufaloları, hayvan dışkısı gibi yanlış hedefleri algıladığından sistem verimli çalışamadı. Ayrıca sansörleri bırakmak için alçak uçuş yapan uçaklar Vietkong hava savunma bataryalarının hedefi haline geldi.

Vietnam direnişi ile baş edemeyen Amerika, aşağılık bir insanlık suçu işleyerek, ormanlara havadan 20 milyon galon dioxin içeren "Agent Orange" yani portakal gazı sıkıp, bitki örtüsünü öldürerek Ho Chi Minh yolunu durdurmayı hesapladı. Ancak Vietnam'da ölen yalnızca bitki örtüsü değil insanlıktı. Bugün hala Vietnam'da bu kimyasal silahın sebep olduğu doğum bozuklukları gözlemlenmektedir. Amerikan savaş gazilerinin çocuklarında da benzer kas ve kemik bozuklukları görülmüştür. Beyaz Saray sadece düşman gördüğü Vietnamlıların değil, kendi insanının canını da hiçe sayan bir savaş makinesidir. İşlediği savaş suçları halkı daha da birbirine kenetlemiş, direniş teslim olmak yerine katlanarak büyümüştür.

Vietnam özelindeki tüm bu uzun ve acılı süreçte mağdurlar için bugüne kadar henüz hiçbir ciddi adım atılmış değil. Bu meselede uluslararası hukuk açısından ilginç olan durum ise, söz konusu zehirli kimyasalların insanları değil “bitkileri” hedef almasından dolayı operasyonların kimyasal savaş kategorisinde değerlendirilmiyor olması. Böylelikle Vietnam’da kullanılan kimyasallar kitle imha silahları olarak kabul edilmiyor ve sorun bu sebeple Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne de taşınamıyor.

 

 

 
 

Yeraltındaki Direniş "Cu Chi Tünelleri"

Vietnam halkı, işgalcilere karşı verilen savaşta doğanın ve insan tabiatının sınırlarını zorlayan yöntemler geliştirdi; Bunlardan en bilineni şüphesiz tünellerdir. Kamboçya sınırından başlayıp, kukla devletin başkenti Saygon yakınlarına kadar ulaşan tünel kompleksi, Cu Chi bölgesi sınırları içerisinde yer aldığından "Cu Chi (kuçi) tünelleri" ismiyle anılır. Fransız savaşında 40 km uzunluğunda olan tüneller, Amerikan savaşı yıllarında genişletilip 1965 yılına gelindiğinde 200km'ye kadar ulaştı. Tüneller Vietkong'u hava saldırılarından koruyor, gerillayı ve sempatizanları düşmanın arama operasyonlarından saklıyor, mühimmat sevkiyatının gizlilik içinde yapılmasını sağlıyordu. Tüneller birer yeraltı şehriydi; içinde mutfak, cephanelik, toplantı odaları hatta ameliyathane dahi bulunuyordu. Yeraltındaki tünellerde doğumlar bile yaşandı. Sadece Vietnamlıların geçebileceği genişlikteki tüneller bugün dahi tünellere girmeye çalışan turistlerde klostrofobiyi tetikliyor.

Kimi zaman düşman operasyonlarından gizlenmek için tünellerde iki hafta kalmaları gerekebiliyordu. Ses çıkarmadan işaret diliyle anlaşıyor, içerideki sınırlı oksijeni kolektif bir biçimde kullanmayı öğreniyorlardı. Örümcek, akrep ve yılanlar, gerillanın yeraltındaki düşmanlarıydı.

Tüneller üç kattan meydana geliyor. Bombardıman ilk iki kata zarar verse de üçüncü kat emniyette kalıyordu. Tünellerin girişlerinde tek kişilik siperler, alt katlarda toplantı ve dinlenme odaları, en alt katta ise depolar ve cephanleik yer alıyordu. Yeraltı sularına ulaşan tünellerde kuyular su ihtiyacını karşılıyordu. Tünellere yapılan olası kimyasal saldırı durumlarında ise yeraltı sularını yüzerek geçip kaçılabiliyordu.

 

 
 

 

Tünellerin havalandırması, çalılıkların arasına gizlenmiş havalandırma delikleriyle ya da karınca yuvası süsü verilmiş toprak yığınlarına gizlenmiş deliklerle sağlanıyordu. Tünellerin mutfaklarındaki dumanın çıkışı uzak noktalara verilmişti. Böylece dumanları takip eden uçaklar yanlış yeri bombalıyordu. Tünel girişleri düşman girişimlerine karşı bubi tuzaklarıyla korunuyordu. Böylece düşman askeri, deşifre olmuş tünellere girerken bile iki kere düşünmek zorunda kalıyordu. Tünelleri çıplak gözle bulamayan ABD ordusu, eğitimli köpeklerin yardımına başvurdu. Doğa ile baş etme konusunda ustalaşmış gerilla, tünel girişlerine acı biber koyarak köpeklerin burunların geçici olarak servis dışı bırakıyordu. Bunun yanında ele geçirdikleri Amerikan askeri üniformalarını tünel girişlerine koyup, köpeklerin kafasını karıştırarak kendi kokularını takip etmelerini engelliyorlardı. Ayrıca Amerikan sabunları ile yıkandıklarında köpeklerin Vietkong'u Amerikan denizcilerinden ayırt edemediğini farkettiler. Amerikalıların tünellere su basıp gerillayı dışarı çıkmaya zorlama fikri ise çuvalladı. Zira ne kadar basarlarsa bassınlar toprak suyu emiyor ve tünellerdekiler için yaşamı tehdit edecek seviyeye ulaşamıyordu.

Amerikan ordusu, düşmanıyla tünellerde savaşmak için "tunnel rat"(tünel faresi) adı verilen, Avustralyalı askerilerin de görev aldığı bir birim oluşturdu. Bunların görevi Vietkong'u tünellerde takip edip yok etmek ve istihbarat toplamaktı. Tünellerde askerlere bir adet el feneri ve tabanca eşlik ediyordu. Tünel savaşlarının ilk kuralı: "Emin değilsen ışığı açma, ilk canı sessizce al" idi. İki taraf kimi zaman tünellerde karşılaşıp çıplak elle boğuşmak zorunda kalıyordu. İki insanın Vietnam tünellerinde birbirlerini elleriyle öldürmeye çalıştıkları o anlar; gezegenin en karanlık noktasını paylaştıklarının kanıtıydı belki de. Vietkong, tünellere giren düşman askerlerinin cesaretine saygı duyuyordu. En azından uçaklarla köyleri bombalamaktan daha mertçe bir davranıştı.

 

 
 

 
 
 

My Lai Katliamı

Amerikan ordusunun, "Search and Destroy" (Ara ve yok et) operasyonlarıyla, Vietnam kırsalında komünist avına çıkıp, sivil halka zulmettiklerinden daha önce bahsetmiştik. Yapılan zalimlikler kamuoyundan saklansa da, 16 Mart 1968'de My Lai ve çevresindeki 3 köyde gerçekleştirdikleri eş zamanlı katliam, dünya kamuoyundan saklanamayacak kadar büyük çaptaydı. Vietkong ile bağlantısı olmayan sıradan bir köy, yanlış istihbarat sonucu Amerikan deniz piyadeleri tarafından basıldı. Yankee'ler kadın, çocuk ayrımı yapmadan 567 köylüyü katlettiler. (Bazı kadınların katledilmeden önce toplu tecavüze uğradığı tespit edildi). Katliam, Amerikan ordu fotoğrafçıları tarafından belgelenmiş, olaydan bir sene sonra da Amerikan hükümeti tarafından kabul edilmiştir. Katliamla ilgili olarak 25 subay yargılanmış, Teğmen William Calley dışında hepsi beraat etmiştir. Katliam sebebiyle müebbet cezası alan Calley yalnızca 3 gün hapiste kalmış, Başkan Nixon'ın araya girmesi ile cezası ev hapsine çevrilmiştir. Calley'in 20 yıl olan cezası 3,5 seneye indirilip, ev hapsinden sonra tahliye edilmiştir.
 

 

 
 

Tet Offensive ( Tet Saldırısı )

Tet Festivali olarak bilinen lunar yeni yılı, Vietnam kültüründeki bayramlar arasında en önemlisidir. Günlerce süren kutlamalarda; aileler bir araya gelip bayrama özel yemekler yer, sabahlara kadar içer, halk günlerce sokaklarda eğlenir. Takvimler 30 Ocak 1969'u gösterdiğinde, Çin takvimine göre maymun yılı kutlamalarına hazırlanan Vietnam, dünya tarihinin en organize terör saldırısına tanıklık edeceğinden habersizdi. ( Lenin'in eserlerinin ilk Türkçe çevirilerinde de "devrimci şiddet" teriminin çevirisi, "devrimci terör" olarak yapılmıştır; ki Lenin'in çalışmalarının orijinal Rusça baskılarında da "kızıl terör" kavramı sıkça kullanılır.)

Washington, savaşta sona yaklaşıldığı yalanıyla kendi kamuoyuna oyalarken, Hanoi'deki Vietnam Komünist Partisi'nin politbürosu, dünyayı sarsacak bir saldırı planı üzerinde çalışıyordu. Başta Saygon olmak üzere kukla devletin şehirlerine ve stratejik noktalarına büyük bir gizlilikle sızacak 84.000 Vietnam Halk Ordusu askeri ve Vietkong gerillası, düşmanın yılbaşı rehavetinden faydalanıp Amerikalılara ve Saygon rejimine unutamayacağı bir ders verecekti. "Genel Taarruz, Genel Ayaklanma" sloganıyla hazırlığı yapılan harekatın amacı; Saygon halkının komünist birliklerle birlikte isyana katılıp işbirlikçi rejimi düşürmekti. Plana göre; Kuzey-Güney Vietnam sınırına göstermelik taarruzlar düzenlenerek düşmanın tüm dikkatini 17. paralele çekecek olan "sınır savaşları" başlatılacak, bu sırada Kuzey Vietnam'dan (Ho Chi Minh yolu üzerinden) taşınan mühimmat gizlice şehirlere depolanacak, birlikler şehirlere sızarak saldırı anına kadar kendilerini gizleyip yılbaşı gecesi belirlenen hedeflere eş zamanlı saldırılar düzenleyecekti. ( Sun Tzu: Çatışmak için direk saldır, kazanmak için dolaşarak saldır ). Vietkong, radyo kanalını ele geçirip, Ho Chi Minh'in mesajını radyo aracılığıyla Saygon halkına dinletecek, halkı isyana çağıracaktı.

Saldırı planı Kuzey Vietnam birliklerinde coşkuyla karşılandı. Binlerce genç harekata katılmak için gönüllü oldu. Öyle ki zafer sonrası geçit töreninde giyecekleri üniformalar bile hazırdı.

 

 
 

CIA, askeri bir hazırlığın istihbaratını almış olsa da, neler olabileceğini kestiremiyordu. Fırtına öncesi sessizlik, havayı koklayabilenleri endişelendiriyordu. Aslında harekat çoktan başlamış, Kuzey- Güney sınırındaki Khe Sanh Amerikan Üssü, Vietnam Halk Ordusu tarafından kuşatılmış ve Pentagon'un tüm dikkati bu bölgeye çekilmişti. Tüm hava desteğine rağmen Khe Sanh Üssü'nün düşmesi an meselesiydi. Vietnam'daki birliklerinin başına geçen General Westmoreland, Khe Sanh'ın Fransızların hezimete uğradığı yeni bir "Dien Bien Phu" olmasından korkuyordu. Bu, Kuzey Vietnam için büyük bir psikolojik zafer olacaktı; izin verilmemeliydi. Günler süren kuşatmada, kayıpları artan Vietnam birlikleri kuşatmadan çekildi. Kuşatma amacına ulaşmış, tüm dikkatler sınırdaki bu Amerikan birliğine odaklanmıştı. Bu sırada ise binlerce gerilla, sivil kıyafetleriyle Güney'in şehirlerine sızıp, geri sayım için beklemeye başlamıştı. Böyle bir fırsat bin yılda bir gelirdi. Evlerin bodrum katlarında, iş yerlerinde, çentik tarlalarında, mezarlıklarda bir orduya yetecek kadar silah depolanmıştı. Ulusal Özgürlük Cephesi Vietkong, Saygon sokaklarına hakimdi; torbacıların, taksicilerin, barmenlerin ve hatta fahişelerin gönüllü çalıştığı güçlü bir istihbarat ağı kurulmuştu. Bu sayede saldırı anına kadar bir kişi bile deşifre olmadı. (Sun Tzu: Planlarını gece gibi saklı tut ve saldırdığında bir yıldırım gibi çarp). Bu, Amerikalıların ve yerli işbirlikçilerinin kontrol ettiği bir bölgede imkansızı başarmaktı. Amerikan üssünün karşısındaki taksi durağının sahibi Vietkong istihbarat şefiydi. ABD büyükelçiliğinin ayakkabı boyacısı olan çocuk ise Vietkong'a çalışıyor, nöbet noktalarını ve gerekli tüm detayları komünistlere bildiriyordu.

Saldırı öncesi Vietkong birlikleri Tet yemeğini yiyip birbirleri ile vedalaştı. Bir çoğu için yenen son Tet yemeği olacaktı. Tet kutlamaları 31 Ocak gecesi havai fişek gösterileriyle başladı. Aynı dakikalarda Ho Chi Minh, Hanoi radyosunda "İleri, zafer bizim olacak" sözleriyle başlayan şiirini okuyordu. Ho Amca'nın şiiri, Tet saldırısının başlama işaretiydi.

ABD'li Generaller ilk patlamaları havai fişek gösterisi sandılar. Gerçek kısa süre sonra anlaşıldı. Komünistler, güneydeki 44 eyaletin 36'sına eş zamanlı saldırı başlatmıştı. Altı büyük şehirdeki ABD üslerine ve havalimanlarına aynı dakikalarda havan mermileri yağmaya başladı. Amerikalıların en güvenli yeri olan Saygon'un sokakları savaş alanına dönmüş, GIJOE'ler neye uğradığını şaşırmıştı. Amerikalılara çalışan polis şefleri, askerler, memurlar ve halk düşmanları daha önce belirlenmiş noktalarda teker teker bulunup infaz ediliyordu. 19 Vietkong komandosu, Amerikan Elçiliği'nin duvarlarını patlatıp, açtıkları delikten içeri kadar girmeyi başardı. Elçiliğin içinde saatlerce çatışıp, beş Amerikan askerini öldürüp, son kurşunlarına kadar savaşarak kahramanca can verdiler. Tet saldırısı başlı başına dünyayı sarsan bir eylem olsa da, Amerikan kamuoyunu en çok dehşete düşüren görüntü; Büyükelçiliğin bahçesinde yatan Vietkong gerillalarının cenazeleriydi. "Çamur" lakabı takıp aşağıladıkları Vietkong'un, ABD'nin en güvenli kalesinin içine girip gerçekleştirdiği bu intihar saldırısı sembolik bir öneme sahipti: Vietnam üzerindeki hiçbir toprak parçası Amerikalılar için güvenli değildi.

Operasyon esnasında Vietnam birlikleri aksiliklerle karşılaştılar. Vietkong gerillalarını şehir merkezindeki noktalara dağıtacak kamyonlar vaktinde gelemedi. Vietkong, radyo binasını ele geçirse de Ameikalılar başka bir istasyondan yayına müdahale edip Beatles parçaları ve Viyana Vals çaldılar. Güney Vietnam Ordusu ARVN ve Amerikan birlikleri çabuk toparlanıp saldırıları püskürtebilmeyi başardılar. Saygon sokaklarında çatışmalar üç gün sürdü. Saygon halkı ayaklanmayıp politbüronun beklentilerini boşa çıkardı. Tet harekatı Hanoi için askeri bir faciaydı. 400 Amerikalı'ya karşılık 20.000 Vietnamlı komünist hayatını kaybetti. Fakat bunun yanında, ağır askeri kayıplara rağmen Kuzey Vietnam psikolojik zaferi kazandı. Vietkong'un yenilmek üzere olduğu palavrası boşa çıktı. Amerikan askerlerinin savaşma isteği azaldı, Vietkong'un ise zafere kadar mücadeleden vazgeçmeyeceği mesajı tüm dünyaya ulaştı.

Tet saldırısındaki en uzun çatışma Hue şehrinde yaşandı. Vietnam Halk Ordusu tam 26 gün şehri elinde tutup direndi. Amerika bölgeyi geri alabilmek için şehri yerle bir etti. Tam 6 bin sivil hayatını kaybetti. Hue'deki komünist hücreler senelerce gizlenmiş, Tet saldırısı anında ise ortaya çıkıp deşifre olmuşlardı. Vietkong bölgeden çekilirken deşifre olan hücreleri korumak maksadıyla binlerce sivili öldürüp toplu mezarlara gömdü. Savaş, acımasız yüzünü göstermişti. Devrim, bu sefer masumların canına mal olmuştu.

Saygon sokaklarındaki çatışmaların ikinci gününde, Nguyen Van Lem adlı Vietkong ajanı, sivil kıyafetleri içinde yaralı olarak yakalanıp Güney Vietnamlı polis şefi Nguyen Ngoc Loan'ın karşısına çıkartıldı. Vietkong ajanı Lem, diğer bir polis şefini infaz etmek üzere evine girip, deşifre olmamak için tüm aile üyelerinin boğazlarını keserek öldürdükten sonra tapınağın birinde gizlenirken yakalanmıştı. Polis şefi Nguyen Van, Lem'i sokak ortasında habercilerin gözü önünde tabancasıyla infaz etti. Bu tarihi an, NBC kameramanı ve Associated Press fotoğrafçısı Eddie Adams tarafından yakalanıp dünya basınına servis edildi. Ölümsüzleşen bu kare, Amerika'nın kimlerin tarafında savaştığı konusunda ABD kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu. Yoldaş Lem, düşman postalı altında yağmalanan ülkesini kurtarmak için kendince doğru olanı yapmıştı. Savaş, zaten başlı başına bir barbarlıktı.

Yazının devamı için tıklayınız.
 

 
 

 

Comments are closed.