DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM – 4 ” DEVRİM, YENİDEN BİRLEŞME VE BUGÜN”

DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM -3 “SAVAŞTAKİ AMERİKA”
10 April 2019

DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE VİETNAM – 4 ” DEVRİM, YENİDEN BİRLEŞME VE BUGÜN”

Daima Varol Vietnam

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş stratejisi, tüm acımasızlığına rağmen Vietnam’da yenilginin önüne geçemedi. Yenildiğini ilan etmeden Vietnam’dan çıkma hesabı yapan Nixon hükümeti; 73 yılında Hanoi ile el sıkışarak Vietnam’dan çekildi. Vietnam barışı Nixon’a seçim zaferi getirse de, Watergate Skandalı sonrası üzerindeki kamuoyu baskısı Nixon’ı istifa etmek zorunda bıraktı. Nixon’ın yerine geçen Geral Ford, Saygon hükümetine yapılan yardımları yarıya indirdi. Amerikalılar, kendilerini ilgilendirmeyen bir savaşı daha fazla vergileri ile finanse etmeyi istemiyorlardı.

Paris Barış Anlaşması’nın daha mürekkebi kurumadan, Kuzey ve Güney Vietnam birliklerinin birbirlerini boğazlamaya başladığından bahsetmiştik. Amerikan yardımları azalan Güney Vietnam Ordusu’nda moraller bozuktu. Askerlerin maaşları azaltıldı, Amerikalıların geride bıraktığı binlerce zırhlı araç ve Jeep’i çalıştıracak yakıt bulunamıyordu. Her ay 20.000 kişi ordudan firar ediyordu. Saygon’da Yankee’lere dayanan karaborsa ve rüşvet ekonomisi de çökmüştü. İşsizlik ve enflasyon had safhadaydı. Savaş nedeniyle kırsaldan alınan göç de Saygon’daki kaosu katmerli hale getiriyordu.

Yaşanan gelişmeler Politbüro’da moralleri yükseltmişti. Patikalardan oluşan Ho Chi Minh Yolu’na karayolu inşa edilmiş, yola petrol boru hattı bile döşenmişti. İlk başladığı tarihlerde 6 ay süren ikmal yolu, 1975’e gelindiğinde bir haftada tamamlanıyordu. Ağır silahlar bu yol üzerinden güneydeki cephelere taşınıyordu. Amerika, müttefiki olan kukla devleti yapayalnız bırakıp eve dönmüştü. Sovyetler ise savaş boyunca Kuzey’deki komünist yönetime desteğini bir an olsun kesmedi. Her şeye rağmen Politbüro temkinliydi. Hanoi'deki liderler Amerikan birliklerini geri getirecek kadar hızlı ilerlemek istemiyor, Amerika’daki gündemi yakından takip edip hükümetin nabzını ölçmeye çalışıyordu. Hesaplamalara göre Vietnam Halk Ordusu Saygon’a 1976’da girecekti. Le Duan Paskalya Saldırısı’na benzer bir saldırının emrini verdi. Amerikan hava desteği gelip gelmeyeceğini gözlemleyecekledi. Phuoc Long’a saldıran birlikler bölgeyi üç haftada aldı. ABD saldırıya cevap vermedi. Saygon’un kuzeyine çekilen kızıl bayrak kukla devlet için kötüye işaretti. Amerikan’ın Vietnam dosyasını kapattığından artık emin olan Politbüro, 1976’yı beklemeye gerek olmadığı kanaatine vardı. General Giap yeniden ordunun başına geçti. Tehlikeyi gören Güney Vietnam Hükümeti, kırsaldaki birlikleri çekip Saygon’u ve çevredeki büyük vilayetleri korumanın derdine düştü. Vietnam Halk Ordusu fırtına gibi esiyor, gece gündüz demeden saldırıp Saygon’a doğru ilerliyordu. Ban Me Thout iki günde düştü. Ardından Hue ve Danang’a kızıl bayrak çekildi. Halk ,ordunun çekilmesi ile birlikte panik halinde, adeta birbirini ezerek gemilere atlayıp Kuzey Vietnam Birlikleri’nden kaçmaya çalışlıyordu. Sahi, şehirlere ilerleyenler düşman askeri değil, vatansever Vietnamlılardı. Peki bu korkunun sebebi neydi?

 

 
 
 

Saygon şehrinde toplam 5000 ABD’li, 200.000 de yerli işbirlikçi vardı. CIA şefi tahliye zamanının geldiğini anladı. ABD başkanı, meclisten son bir yardım talebinde bulunsa da, artık her şey için geç kalınmıştı. Güney Vietnam’ın son başkanı Tayvan’a kaçınca halk iyice panikledi. Amerikan Büyükelçisi Martin, savaşta oğlunu kaybetmiş, anti-komünist bir soğuk savaş dönemi bürokratıydı. Son dakikaya kadar Saygon’un düşmeyeceğine kendini inandırıp ülkeyi terk etmeyi reddetti. 27 Nisan 1975’te Saygon şehrine ilk roketler düştü. Havalanına düşen roketler sonucu ölen askerler, ABD’nin son kayıplarıydı. Pentagon tüm gemilere yolcu almadan demir alma emrini verdi. Senelerce Amerikalılara hizmet etmiş işbirlikçiler, elçiliğin kapılarına dayanıp tahliyelerini istediler. Elçilik, vatandaşlarını özel radyo sinyali ile önceden belirlenmiş tahliye noktalarına yönlendirdi. Bing Crosby’den White Christmas parçasını duyan ABD vatandaşları kendilerini tahliye için bekleyen helikopterlere yöneldiler. Bu arada elçilik çalışanları, kirli belgelerini kıyma makinalarından hızlıca geçirip yok etme telaşı içerisindeydiler. Çuvallara koyulup bahçede yakılmak üzere bekletilen belgeler, bir helikopterin bahçeye iniş yapması ile etrafa savruldu (Daha sonra bu belgelerin Kuzeyli birlikler tarafından bir araya getirilmesiyle bir çok işbirlikçi yakalandı).

50’den fazla helikopter son ana kadar sortiler yaparak başta ABD vatandaşlarını ve daha sonra kaçırabildikleri kadar işbirlikçiyi kaçırarak açıkta demirlemiş gemilere taşıdılar. Fakat tüm şehri taşımanın imkanı yoktı. Elçilikteki son askerler de son helikoptere binip ülkeyi terkettiler. Tabi geride onbinlerce işbirlikçisini kaderlerine terk ederek...

Kimi Güney Vietnam subayları, hava kuvvetlerine ait helikopterleri kaçırıp açıkta demirlemiş ABD gemilerine iniş yapmaya çalıştı. Bazı deneyimsiz pilotlar denize çakılsa da kimileri güverteye inmeyi başardı. Fakat güvertede helikopterler için yer yoktu. Helikopterler güverteden okyanusa itildiler. Bu fotoğraflar da Vietnam Savaşı’ndan hafızalara kazınan son karelerdi.

 

 
 

 
 
 

30 Nisan 1975 günü, renkleri Kuzey ve Güney Vietnam’ı temsil eden Veitkong bayrağı taşıyan bir tank, Başkanlık Sarayı’nin kapılarını kırarak, eski rejimin sembolü olan binaya girdi. Dört milyon Vietnamlının canına mal olan savaş, Başkanlık Sarayı'na kızıl bayrak çekilmesi ile sona ermişti. Ho Chi Minh’in cenazesinde, yoldaşlarının kendisine verdiği söz yerine getirilmişti. Emperyalizmin ikiye böldüğü Vietnam, kızıl bayrak altında yeniden birleşti. Saygon olan şehrin ismi, Ho Chi Minh City olarak değiştirildi. Ho Chi Minh’in hep hayalini kurup göremeden öldüğü şehir, artık onun ismini taşıyordu.

 

 
 

 
 
 

Vietnam Halk Ordusu şehre hakim olduktan sonra korkulduğu gibi toplu infazlar yaşanmadı. Aksine eski rejim adına çalışmış yaklaşık 300.000 yüksek-düşük rütbeli asker, memur, işbirlikçi; “Re-Education”(Yeniden Eğitim) kamplarında yeni Sosyalist Vietnam Cumhuriyeti’nde yaşama uyum sağlamaları ve geçmiş suçlarının cezasını çekmek üzere kamplara alındılar. Üç gün ile bir ay arasında eğitim alacakları söylense de, 17 yılını bu kamplarda geçirenler oldu. Uluslarası Af Örgütü’ne, Sosyalist Vietnam Cumhuriyeti kanunlarına göre vatana ihanet suçu işleyenlerin idam ile cezalandırılacağı, Re Education kamplarının ise insani bir girişim olduğu savunması yapıldı. Kamplara dair işkence ve kötü muamele iddiaları bugün hala tartışılmaktadır.

Savaş yıllarında kaybolan 2.500 Amerikalı, 300.000 Vietnam askerinin akıbeti meçhul, cenazelerine ulaşılamadı. İngilizler kayıplarını savaş alanına defnederler. Böylece üzerinde öldükleri toprak parçasının sahibi olduklarına inanırlar (Çanakkale’den hatırlayın). Amerikan geleneği ise tam tersidir. Kayıplar Amerikan topraklarına geri getirilir. Bugün halen kayıp Amerikalı askerlerin kemiklerini arama çalışmaları, Vietnam hükümeti ile işbirliği içerisinde sürmektedir.

Eski rejimin memurları Yeniden Eğitim Kampları’nda cezalarını çekerken, kukla devlet ordusuna ait mezarlıklar tahrip edilerek, eski rejimin izleri tamamen yok edilmeye çalışıldı. Komünist Parti Genel Sekreteri Le Duan, Vietnam’ı “Sosyalist Sistemin Zeptedilemez Kalesi” yapmaya kararlıydı. Washington, kurulan yeni hükümeti tanımayı reddetti. Devrimden sonraki 10 yılda ülke, Le Duan tarafından tamamen dışa kapalı olarak yönetildi. Üçüncü 5. Yıllık Kalkınma Planı’nın sonucu facia oldu. Tarımda zorla kolektifleştirme politikasının sonuçları felaketi getirdi. Enflasyon %700’lere ulaştı. Le Duan’ın öldüğü 1986 yılına kadar ülke dışa kapalı kaldı. Le Duan, Fransız hapishanelerinde çelikleşmiş, hayatını Vietnam devrimine adamış cefakar bir liderdi. Ama insanın olduğu her yerde bozulma yaşanır. Adam kayırmacılık, sosyalist rejimlerin de olmazsa olmazıdır. Savaş yıllarında, Le Duan da bazı Parti yöneticileri gibi çocuklarını cepheye değil, Sovyetler Birliği’ne üniversite eğitimine gönderdi ( Savaşın en kızgın olduğu dönemde dahi, Kuzey Vietnam’da üniversite öğrencilerinin tecil hakkı vardı). Le Duan’ın ölümü, Parti tarafından ülkenin dönüşümü için beklenen fırsatı doğurmuştu.

Le Duan’ın ölümün ardından gerçekleşen 6. Parti Kongresi’nde radikal kararlar alındı. İfade özgürlüğü genişletildi, orta ölçekteki teşebbüslere izin verildi. Vietnam Komünist Partisi, artık sadece işçi ve köylülerin değil, girişimcileri de kapsayan bir yapı haline gelecekti. Kalkınma ve büyüme hedefleri olan daha pragmatik bir ekonomi politikası benimsendi. Vietnam, bugün yükselen grafiğini bu radikal dönüşüme borçludur.

Sovyetlerin de yıkılmasının ardından kendi yolunu çizen Vietnam, sosyalist sembollerine bağlı kalmakla birlikte dış dünya ile iyi ilişkiler kurmaya yöneldi. 1994 yılında ABD ile ilişkileri normalleşmeye başladı. Akabinde ABD ambargosu kalktı. 2000 yılında Vietnam’ı ziyaret eden Clinton, Nixon’dan sonra bu ülkeyi ziyaret eden ikinci Amerikan Başkanı oldu. Vietnam, Hem Clinton hem de daha sonra ülkeyi ziyaret eden Obama’yı sıcak bir misafirperverlikle karşıladı. Bugün hala Hanoi’de, Obama’nın ziyaret ettiği restaurantlarda kendisinin boy boy resimlerini görebilirsiniz.

 

 
 
 

Eski düşman Amerika ile Vietnam arasındaki bu yakınlaşmanın arka planına baktığımızda, Çin ile Vietnam arasında Güney Çin Denizi’nde 30 yıldır süren kıta sahanlığı gerginliği yatıyor. Güney Çin Denizi üzerinde bulunan adalar, denize kıyısı bulunan 5 Güneydoğu Asya ülkesi arasında pay edilmiş durumda. Petrol, doğalgaz gibi tabi kaynaklar bulunduran bölge, önemli bir balıkçılık ticareti hacmine de sahip. Ayrıca Avrupa ile ticaret açısından stratejik bir önemi var. Bölgenin %80’i üzerinde hak iddia eden Çin’e karşı en güçlü direnç, Asya ülkeleri arasında yine Vietnam’dan geliyor. Bölgedeki tansiyon, kimi zaman askeri ve ticari gemiler arasında çatışmaya kadar varmakta. Vietnam ve Çin arasındaki gerginliğin tarihi eskiye dayanıyor. 1979 yılında, Kamboçya’da kendi halkına soykırım uygulayan Çin destekli Pol Pot rejimine son vermek için, Vietnam Ordusu Kamboçya’yı işgal ediyor. Bu harekata yanıt olarak Çin, Kuzey Vietnam’ı işgal girişiminde bulunuyor. İki ay süren işgalde, Vietnam’ın yeterince cezalandırıldığını düşünen Çin, geri çekiliyor. Çekilirken de tüm altyapıya zarar verip, tarım arazilerini zehirliyor. Vietnam işgali, Çin’in tarih boyunca çıkarlarının çatıştığı toplumlara uyguladığı barbarlıklardan sadece bir örnek.

 

 
 
 

Sosyalist Vietnam Cumhuriyeti, Komünist Parti tarafından yetkilendirilen Ulusal Meclis ve onun içinden seçilen Devlet Başkanı ve Başbakan tarafından merkeziyetçi bir anlayışla yönetilmektedir. Seçimler beş yılda bir tekrarlanır ve seçimlere muhalafet etme yetkisi sadece Komünist Parti organlarına verilmiştir. Bugünkü Komünist Parti Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı, 2018’de seçilen Nguyễn Phú Trọng’tur. Ülkede idam cezası yürürlüktedir ve yolsuzluk ve uyuşturucu suçları için uygulanmaktadır.

Nüfusu 100 milyona yaklaşan Vietnam, genç nüfusu ve üretken ekonomisi ile Asya’nın yeni parlayan yıldızıdır. Tarım, balıkçılık, endüstri ve turizm ekonominin can damarlarıdır. 2018 yılında ekonomi %7.08 büyüme yakalamıştır. Okuma yazma oranı %93’tür. Amerika’ya olan ihracatı, komşu ülke Çin’e yaptığı ihracattan fazladır. 2007’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılan ülkeye yabancı yatırımlar hız kazanmıştır.

Sosyal devlet anlamında da Sosyalist Vietnam; işsizlik maaşı, sigorta, emeklilik hakkı, ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti gibi imkanları halkına sunabilmiştir. Ama hizmetlerin yeterliliği tartışılır. Daha iyi eğitim ve daha iyi sağlık hizmeti almak isteyenler her kapitalist ülkedeki gibi kesenin ağzını açıp özel okullar ve hastanelerin yolunu tutmak durumundadır. Bunlar Vietnam’daki kapitalist restorasyonun kaçınılmaz sonuçlarıdır. Parası olanlar bu ülkede de daha “eşittir”.

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında olan Vietnam’da genç nüfus, geleceğe umutla bakmaktadır. Ama ne yazık ki Vietnam da diğer tüm komşu Asya ülkeleri gibi rüşvet çarkının kusursuz işlediği bir ülkedir. Yerli ve yabancı şirketler, her sene çantalarda taşınan milyonlarca doları, başkent Hanoi’deki kızıl “boss”lara taşımaktadır. En küçük polis şefinden en tepedeki politbüro üyelerine kadar herkes bu rüşvet düzeninin ekmeğini yemektedir. İktidarın olduğu yerde bozulma vardır. Bu anlamda Anarşist tezleri reddetmenin pek imkanı yok gibi görünüyor

Vietnam’ın ağır başlı, olgun insanları; bilhassa savaş yıllarını görmüş eski jenerasyon, verdikleri mücadele ve vatanseverlikleriyle övünseler de, bugün Amerikalılara yönelik bir kin ve nefret duymamaktadırlar. (Ayrıca Vietnamlı savaş gazilerinin röportajlarındaki politik üsluptan ve ideolojik bakışlarındaki tutarlılıktan etkilendiğimi söyleyebilirim). Savaş müzelerini ve tünelleri gezdiren rehberimde de dikkat ettiğim bir nokta; Amerikalılara yönelik herhangi bir nefret söyleminin geliştirilmemesidir. Müzelerde savaş tarihini anlatan rehberler, Amerikalıların ismini anmadan sadece “düşman” sözcüğünü kullanmaya özen gösteriyorlar.

Amerika cephesinde ise durum içler acısıdır. Holywood, bugün dahi düzmece savaş destanlarıyla Amerika’nın onurunu kurtarmaya çalışsa da, savaşın bir jenerasyonu mahvettiği gerçeği değişmemektedir. “Vietnam Sendromu” olarak bilinen travma sonrası stres bozukluğu, savaştan dönenlerin hayatını karartmıştır. Vietnam’da masum insanlara yaptıklarının yarattığı suçluluk duygusu, 9000 tane gaziyi intihara sürüklemiştir. Vietnam halkının üzerine serpilen Agent Orange’tan etkilenen ABD’li askerlerin çocukları da, tıpkı Vietnamlı çocuklar gibi engelli olarak dünyaya gelmiştir. (Karma) Savaş gazisi John Rambo’nun Bangkok’ta Budist Manastırı’nın inşaatında gönüllü çalışması sahnesini Rambo filminden hatırlarsınız. Gerçekte yaşanan ise Amerikan askerlerinin Pattaya’dan başlayarak tüm Tayland’ı fuhuş merkezi yaptıkları gerçeğidir. Vietnam bugün Tayland gibi bir et pazarı değilse, bu Ho Amca ve yoldaşlarının mücadelesi sayesindedir.

Vietnam bağımsızlığına en çok emeği geçmiş, topraklarında hem Fransızları hem Amerikalıları hezimete uğratan, 20. Yüzyılın en başarılı komutanı Võ Nguyên Giáp, 2013 yılında 102 yaşında hayata gözlerini yumdu. Komutanın topçu arabasıyla Hanoi sokaklarında dolaştırılan cenazesi; yol kenarlarına dizilmiş onbinlerce Vietnamlı tarafından gözyaşları içinde selamlandı. Giap’ın 34 kişilik propoganda birliği ile bir mağarada yaktığı özgürlük ateşi, koca ülkeyi sarıp Vietnam’ı özgürlüğüne kavuşturdu. Vietnam halkı varolduğu sürece onu ve ülkesi için yaptıklarını hatırlayacaktır (DSİP denen AKP yalakası örgütün kurucusu Cengiz Alğan denen soysuz, Giap’ın ölümünün ardından: “Giapçıları uyarıyorum, adam askerdi” diyerek sözde anti-militarist duruşuyla karşı devrimciliğini kusmak için kendine fırsat yaratmıştı. Önemsiz bir detay ama yine de hatırlatalım).

 

 
 
 

UNESCO, Ho Chi Minh’in 100. Yaşını kutlamayı Sosyalist Vietnam Cumhuriyeti’nin girişimlerine rağmen reddetti. Gerekçe olarak: Kuzey Vietnam’da totaliter bir rejim kurması, zorla kolektifleştirme ve savaş suçlarını gösterdiler. Birleşmiş Milletler’in UNESCO’sunun canı cehenneme! Ho Amca bu dünyada adaletten yana olan herkes için, mütevaziliği ve sadeliği ile devleri dize getirmiş masalsı bir kahramandır. Sosyalist liderlerin dahi yozlaştığı, iktidarın ve menfaatin esiri olduğu bir çağda, adeta dünyaya gönderilmiş komünist bir azizdir Ho Chi Minh. Budist Vietnam halkının onu, insanlar için çile döngüsünde kalan Bodhisattva ile özleştirmesi boşuna değil.

Vietnam 1979’da tek bayrak altında birleşse de; gerçekte olan Kuzey ve Güney toplumunun artık daha da bölünmüş olduğuydu. Tarih boyunca işgalcilere karşı silaha sarılmış, geleneklerine bağlı Kuzey, Fransızlarla ve Amerikalılarla uyum içinde yaşamış Güney halkına ve ülkesini zor günlerde yurtdışına kaçarak terkedenlere karşı daima tepki duydu. Amerika’nın yozlaştırdığı Güney halkı ise komünistleri bugün dahi işgalci olarak görmektedir. Ho Chi Min sokaklarında kafanızı çevirdiğiniz her yerde göreceğiniz kızıl propoganda afişleri, kapitalizme iyiden iyiye alışmış halk için bugün görüntü kirliliğinden başka bir şey değildir. Bizdeki milli tarih gibi; okullarda tarih derslerinde senelerce temcit pilavı gibi tekrarlanan Vietnam tarihi, öğrenciler için bunaltıcı, sıkıcı ve verilip kurtulunması gereken bir derstir. (Komünist Parti üyesi gençler dahi bana benzer ifadelerde bulundular) Bugüne kadar hiçbir Güney Vietnamlının; komünizm ve tarihleri hakkında güzel ifadeler kullandığına şahit olmadım. Aksine Amerikalıların kalmasının daha iyi olacağından bahsediyorlar. Bunu duymak benim için büyük bir şaşkınlıktı... Neyse ki Vietnam’ın soğuk başkenti Hanoi’de yaşadığım deneyim bunun tam tersiydi. Hanoi halkının başta Ho Chi Minh olmak üzere kahramanlarına karşı duyduğu sevgi ve saygı, hayal kırıklığı yaşamamın önüne geçti.

Vietnam, sürekli kötülerin kazandığı dünyada bir istisnaydı. Günün birinde bu düzenin tekerine çomak sokacağımıza, bunun imkansız olmadığına bizi ikna etti. İyiler hep yenilecek değildi ya? Bizim de günümüz gelecekti. Peki devrimciler Kuzey’den ülkeyi özgürlüğüne kavuşturmak için ilerlerken birbirini ezerek gemilere atlayıp kaçmaya çalışanlar, kargo uçaklarının peşinden koşturanlar, evini terkedip malını mülkünü yükleyip yollara düşenler, bunlar kimlerdi? Aynı ülkenin insanları değil miydi bunlar? Kuzey Vietnam gece gündüz bombalanırken, Amerikalılarla iç içe yaşamışlardı. Şimdi neden yangından mal kaçırır gibi kaçışıyorlardı? Yoksa biz de ülkemizin özgürlüğü için bir gün şehirleri sardığımızda, bizi de aynı şey mi bekliyordu? Muhtemelen.

Unutmayalım ki devrimler, egemen sınıflara olduğu kadar; toplumdaki riyakarlığın kalbine de vurulmuş birer hançerdir. Bu nedenledir ki, devrimlerin herkes tarafından memnuniyetle karşılanması beklenemez.

Can Erkan / 9 Haziran 2019

Kaynakça:

- Vıetnam, A War Lost And Won / Nıgel Cawthorne

- Vietnam Ülke Raporu / Anadolu İhracatçılar Birliği

- İki, Üç, Daha Fazla Vietnam / Che Guevara

- Vietnam War / Netflix

- Last Days in Vietnam / Rorry Kennedy (Belgesel)

- Ho Chi Minh - The Man and the Myth (Belgesel)

- Tunnel Rats in Vietnam (Belgesel)

 

 
 

Leave a Reply