Geleneksel Ramazan Dayakları ve Kazakistan Seyahatimden İzlenimler.

 Ülkemizde iftar saatlerinden önce yeme içme hizmeti veren işletmelerde hizmet alan vatandaşlara atılan dayaklar  Ramazan Ayı'nın vazgeçilmez faaliyetleri arasına girdi. Hatta iftar sonrası oynatılan geleneksel orta oyunlarından daha popüler hale geldiğini, sosyal medyada açılan "Ramazan'ın ilk dayağı nerede atılacak?" anketlerindan  anlıyoruz .

  Geçtiğimiz yıl Ramazan ayına  Güney Koreli bir işletmecinin  Cihangir'deki mekanında düzenlediği Radiohead etkinliğine bir grup davarın saldırması damgasını vurmuştu . Diğer bir davar olan mülk sahibinin, ertesi gün dükkanın  tahliye edilmesini istemesinin ardından bu güzel Kore Vatandaşı çok sevdiği İstanbul'u terk ederek ülkesine dönmek zorunda kalmıştı . Bu sene ise Bursa'nın Mudanya ilçesi tüm tahminleri yanıltarak Ramazan'ın ilk dayağına ev sahipliği yaptı. Bir restaurantta yemek yiyen baba-oğul dört kişinin saldırısına uğradı. Ardından ilginçtir yine Bursa'nın Kestel ilçesinde, iftar öncesi dondurmacıdan dondurma almak isteyen bir çocuğun Alevi olduğu söylenen ailesine demir levyelerle saldırıldı.  Üniversitelerdeki geleneksel oruç savaşları ise Ankara'da Cebeci kampüsünde patlak verdi. Bir grup kan şekeri düşen  faşist,  kantinde yemek yiyen öğrencilere saldırdılar.  Faşistler her zamanki gibi "Türk bayrağına yan baktılar" vb. bahanelerle saldırıyı gerçekleştirirlerken Türk polisi ise saldırıya seyirci kalıp,  saldırıya uğrayan solcu öğrencileri gözaltına aldı .  Ramazan'ın ilk haftasının bilançosu böyle bakalım geriye kalan üç haftada neler yaşanacak . 

 Artık giderek daha fazla Ortadoğulu tarafı ön plana çıkan ülkeme ait bu haberlere  maruz kalmam, beni geçen sene Ramazan ayında Kazakistan'a yaptığım ziyarete dair üç beş kelam  etmeye itti.  Ülkede geçirdiğim beş günde edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istedim. 

 Kazakistan, uzun yıllar Sovyet yönetimi altında yaşadıktan sonra, 91'de Nursultan Nazarbayev  liderliğinde bağımsızlığını kazanmış bir ülke.  Eski Kazakistan Komünist Partisi birinci sekreteri Nazarbayev,   seçimlerde halkın büyük çoğunluğunun desteğini alarak, ülkeyi   yer yer milliyetçi politikalarla  yeniden şekillendirme çabası içerisinde olsa da, radikal İslâma tolerans göstermeyen bir lider. Hatırlarsanız  2014 yılında Türkler ve İslamiyet üzerine, bir konferansta yaptığı konuşma sosyal medyayı sallamıştı. 

" İslâm'ı resmi din olarak kabul ediyor ve bundan gurur duyuyoruz fakat müslümanlığımızı konu ederek bir yerlere gelemeyiz.

Diğer müslüman devletlere ve islamı yaşama biçimlerine saygımız sonsuz fakat biz arap değiliz. Biz göçebe ve Türkî bir halkız. Araplar gibi kızlarımızı dini, kültürel veya toplumsal baskılarla kapatıp bunu müslüman devlet imajı olarak kullanamayız. Onları çarşaflara bürüyerek eve hapsetmek bizim yolumuz değil.

Tekrarlıyorum!

Herkese saygımız sonsuz fakat giyim kuşam insanların kendi özelindedir.

Biz Kazak'ız, halkımız göçebe hayatı süresince at üzerinde bugünlere kadar kadın erkek ayrımı yapmadan geldi. Kadınlarımız, erlerinin yanında veya ardında değil aksine önünde yürürdü. İslam öncesi dönemlerde kadınlarımız nasıl isterse öyle giyinirlerlerdi ve toplumu rahatsız etmek gibi bir amaçları hiç olmadı.

O nedenle bu konu özelinde tarih boyunca hiç bir sorun yaşamadık. Bugün ise bir sorun olması bizim halkımız için mümkün değil. Müslüman ve sünni bir halk olmamız insanların hayatlarına karışmamız için sebep değildir."

 Başkanın da belirttiği gibi halen  geleneksel göçebe Şaman kültürünü devam ettiren Kazak toplumu, dışarıdan nüfuz ettirilmeye çalışılan Arap kültürünü kabullenmeyecektir.

 Kazakistan'ın en gözde şehri olan Almatı, ziyaret ettiğim günlerde tahminimce diğer 11 aydan farksızdı. Oruç tutmadığım için en ufak kötü bir bakışa maruz kaldığımı hatırlamıyorum.  Kafeler restorantlar ve barlar açıktı, Türkiye'deki gibi hizmet vermeme gibi bir durum söz konusu değil.  Oruç tutmadığınız için bir meczupun saldırısına uğrasanız sanırım ilk müdahale edecek olanlar işletmeciler olurlar. Türkiye'deki işletmeciler gibi sessiz kalarak saldırıları onaylamayacaklardır. Çünkü Kazakistan, nüfusunun %30'u slav olan, farklı kültür ve inanışların bir arada, huzur içinde yaşadığı bir ülke. Halkların bir arada yaşama kültürü şüphesiz Sovyetler Birliği'nden kalan bir miras. Bizde "evladı Osmaniye" diye ortalarda gezen it kopuk açıp tarihlerini okusalar, Osmanlı döneminde de gayrı müslimlere saygı gösterildiğini, bu hoşgörü iklimi içerisinde Ramazan eğlencelerinin gayrimüslimlerle birlikte kutlandığını  göreceklerdir.

 İftar sonrası Türkiye'den tanıdığım olan Kazak bir kızla, 'Akerke' ile bir kafede buluştum. Oruç tutan dini bütün bir kız. Ben içki içerken o da alkolsüz bir şeyler içti. Mekan değiştirmek istediğimizde "gel seni güzel bir yere götüreceğim" dedi.  Sıkı bir face-control olan şık bir mekana gittik. İlk başta spor ayakkabım olduğu için güvenlikler beni almak istemediler.  Arkadaşlarımın ısrarı ve ricası sonucu içeri girebildim.  Akerke'nin arkadaşlarının olduğu bir masaya geçtik. Masa donatılmıştı, iftarı burada açmışlar belli. Masadaki beş kızdan ikisi oruç tutuyordu, diğerleri şaraplarını yudumluyorlardı. Hepsinin başının açık olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım.  Mekan kalabalıktı, iyi giyimli Kazak kızları pistte dans ediyorlardı. "Çarpılacaksınız ramazan ayında" diyerek takıldım. "İftardan sonra eğlence yerlerine gelir dans ederiz, bizde böyle." dedi. İlk kez İslam'ın Araplaşmamış  versiyonu ile karşılaşıyordum. Kendi ülkemde 300 yıl zorla İslamlaştırma politikalarının direnen,  Carcun ve Talkan'da Arapların yağma tecavüz ve katliamına maruz kalan  Türklerin "Dombıra"sını,  seçim cingılı yapan Vahabi özentisi partinin yönettiği bir ülkenin vatandaşı olduğumu hatırladım. Daha sonra kendi kendime sordum: "Bizi bu coğrafyaya kim dahil etti?"

                                                                                                         Iste o mekan

                                                                                                         Iste o mekan

 Bu arada kendine görev biçip  Ramazan'da yemek yiyenlere saldıran ilkeller için Kuran'daki Bakara-183: ( Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvâya ulaşasınız. Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.)

 Yani tutup saldırdığınız vatandaş oruç tutma durumu olmayıp fidyesini veren bir mümin de olabilir. Siyasi iklim ve coğrafya gibi nedenlerle çağın epey gerisinde kalan ilkel bir Sapiens türü olduğunuz için inanmama hakkına hiç girmeyeceğim bile. Dünyanın bir kısmı kara deliklerin sırrını çözmeye çalışıp fezaya uydular fırlatırken, ortadoğu denen bok çukurunda entarili yamyamların kadınlar için  köle pazarında pazarlık yaptığı bir çağdan geçiyoruz. Ülke olarak hemen bugün Ay'dan taş toprak örneği toplamaya başlayamayabiliriz  ama en azından  şu ilkel gericilikten kurtulup bir Kazakistan olalım.

 

With my best regards, 

 

                     Ayetullah Pompalıtüfek